28 Kasım 2011 Pazartesi

Hofmann Restaurant - Barcelona

HOFMANN - BARCELONA
C / La Granada del Penedes No 14-16
08006 Barcelona
Tel 93 218 71 65

Sehrin kuzey bölgesinde yer alan Hofmann Restaurant kendine göre özellikleri bulunan ve bu özelliği sebebiyle ülkenin gastronomik özelliklerini kendi felsefesi ile birleştirmiş bir restaurant .

Bu restaurant ın adını daha önceden duymuş olmama rağmen hiç gitme fırsatı bulamamıştım . Son gittiğimde sevgili kardeşim ve iş arkadaşım Orhan İşcil beni davet etti ve seve seve kabul ettim .

Rezervasyonumuz saat 21 00 e yapılmış olmasına rağmen biz birşeyler içmek için yarım saat kadar önceden gitmemize rağmen , kapıdaki beyefendi , mekanın saat 21 00 den önce misafir kabul etmediğini , personelin o esnada kendi akşam yemeklerini yediğini söyledi . her ne kadar büyük bir nezaket gösterip , arzu ediyorsak bar da oturabileceğimizi söylese de , biz de saat 21 00 kadar etrafta başka bir yerlerde birşeyler içmek için ayrıldık .

Mekana yeniden geldiğimizde ben açıkçası biraz şaşırdım . Zira mekanın ana salonunun dekorasyonu konusundaki beklentim çok yüksekti ve açıkçası beklediğimi bulamamıştım . Restaurant , girişten ana salona geçerken sağda küçük bir bar , solda özel gruplar için ayrılmış ve bence mekanın en şık yeri olan 14 kişilik tek bir masadan oluşan bir salon , bu salon ile restaurantın en sonunda yer alan ana mekan arasında da 6-7 kişi alabilecek küçük bir odadan oluşuyor .

Ana salonun hemen arkasında açık bir mutfak yer almakta . sizi ana mekan ile mutfaktan ayıran büyük bir cam ve tül mevcut . İçeride çalışanların neredeyse tümünün öğrenciler olduğunu görmek enteresan gelmişti ki , Hofmann ın şehrin en ünlü ve başarılı aşçılık okullarından biri olduğu aklıma geldi ve garson ile de bunu teyid ettim .

Kısa bir bilgi olarak geçmekte fayda var zira mekanın sahibi ve şefi Mey Hofmann geçtiğimiz yıllarda avrupa nın en lezzetli croissant  ( kruasan ) larını yapan şef ödülü almış bir kişi .

Yemek öncesi başka yerde birşeyler içtiğimizden , restauaNt da herhangi bir aperatif almadan yemek siparişi verdik . Lezzetler çok iyi kurgulanmış ve menü sizi içine çekip acaba sunumu nasıl olacak diye bir merak uyandırmakta . Ben başlangıç olarak deniz mahsülleri çorbası  , Orhan ise Cepes mantarı ,  mascarpone peyniri ve kabak püresi ile doldurulmuş , patates confit ile hazırlanmış kremalı mantar çorbası aldık .

Biz başlangıçlarımızı söylerken masaya tadımlık olmak üzere 4 farklı lezzetten oluşan bir karşılama yada hoşgeldiniz tabağı geldi . .Tabağımızda küçük brdakta sunulan ılık şeftali çorbası , yeşil çayla tatlandırılmış keçi peyniri topları , susamlı peynirli çubuk kraker , uzun kurdanlara takılmış ve bir lolipop şeklinde hazırlanmış ızgara fıstıklı parmesan peyniri ve özel bir sosla marine edilmiş karides geldi . Yanında da ağzınıza bu tadımlıkları yerken farklı bir doku oluşturması adına susamlı peynirli çubuk kraker koymuşlardı . hepsi birbirinden lezzetli idi ama favorilerim şeftali çorbası ve fıstıklı parmesan ızgara oldu .

Başlangıçlar geldiğinde gerçekten sunum hoştu . Benim tabağımda tam tadında ızgaralanmış 1/4 barbun balığı , kalamar kofte ve ezilmiş ve baharatlandırılmış patates vardı . Garson elindeki sosluk ile yemeğimin sıvı olan çorba kısmını bu malzemelerin üzerine ekledi ve sunum ile lezzet birbiri ile bütünleşti .

Mantar çorbası ise içi mascarpone peyniri ve kabak ile doldurulmuş patatesin üzerine ızgara edilmiş mantar ve yine kremalı çorba kısmı sosluk içerisinde ayrı olarak sunuldu .

Ana yemekleri söylemeden biraz garsonlar ile muhabbet ettik ve dönemsel olarak okulda eğitim alan öğrencilerin de burada garsonluk yaptığını ve böylece hem müşterilerin taleplerini ilk ağızdan öğrenme imkanı bulduklarını hem de misafirler tarafından yemekler ile alakalı  bir soru sorulması durumunda kendilerine bilgi verdiklerini öğrendim . Aslında bu benim gittiğim mekanlarda en fazla dikkat ettiğim konulardan bir tanesi zira tatmak arzusunda olduğunuz yemek ile alakalı daha fazla bilgi almak yada bazı ipuçlarını öğrenmek istemeniz durumunda çok işe yarıyor ve gerçekten konuyla ilgili bilgilenmiş oluyorsunuz .

Ana yemeklere geçtiğimizde ben bunca lezzetin sonrasında biraz daha klasik tarz bir sipariş ile devam etmek istedim zira Barcelona da morina balığına çok sıklıkla rastlıyorsunuz ve her mekan neredeyse ayrı bir şekilde pişirip sunuyor . Burada şefin tarzını görmek merak uyandırdığı için sotelenmiş domates ve soğan ile servis edilen parça morina balığı sipariş ettim . Orhan ise ızgara dana pirzola söyledi .

Her ikimizin de yemeklerinin sunumu harikaydı ve lezzetler kesinlikle çok ama çok keyif veriyordu . balık yarı pişirilip akabinde fırınlandığı için her yeri eşit pişmiş , tabağın altında bulunan sote domates ve soğanla harika bir şekilde bütünleşmişti . domates ve soğan daha yumuşak ve kremamsı , balık ise onlara nazaran daha diri ve parçalanmadan ikram edilmişti .

Pirzola ise çok lezzetli bir soya ve kahverengi sos bileşeni ile , sadece tuz ve karabiber ile lezzetlendirilerek pişirildiğinden  , dışı pişkin , içinde kendi suyunu koruyarak hazırlanmıştı .

Yemek harika idi ancak aklım tatlıdaydı . Çünkü croissant ları ile ödül almış bir şefin tatlılarını tatmamak olmazdı . Orhan ,  garsondan bize aynı tabakta farklı birkaç tatlıyı aynı anda verip veremeyeceklerini  sorduğunda açıkçası kabul edeceklerini hiç zannetmiyordum . Serde Türklük olduğundan illa ortaya birşeyler söylemek gerekir . Elin Katalan garsonu ise bize önce baktı , sonra içeri gitti ve yeniden yanımıza gelerek bu tarz bir şey yapabileceklerini söyledi . Bize kalan ise gelecek tabağı beklemek idi

Tabağımız geldi ve üzerinde 4 farklı lezzet vardı . Garsonun önce neden içeri gittiğini ve sonra bize gelip böyle bir tabak hazırlayabileceklerini söylediğini o zaman anladım . Garson içeride şefe bizim farklı bir şeyler denemek istediğimizi söyleyip , birbirinin lezzetinin üzerine çıkmayacak , ama ağzımızda da farklı deneyimler yaratacak bir tatlı serisi yapıp yapamayacağını sormuş . Gelen tabak gerçekten bunu ispatlıyordu . Garson bize tadımlık bu tatlıları tabakta dizildiği sıra ile yememiz gerektiğini ve ilk tatlının da bir lokmada yenmesi ve kesinlikle ısırmadan ağzımıza atmamız gerektiğini söylediğinde biraz şaşırdım . Ancak ilk sıradaki küçük milföy ün içerisinde , çok lezzetli keçi sütünden karamelize edilerek krema vardı ve ısırılırsa haliyle etrafa akacaktı .

ikinci sırada harika bir lezzet topu vardı . üzeri pudra şekeri ile süslenmiş elma püresi ve marmelatı . ardından biraz da tadı değiştirmek adına hazırlanmış frambuazlı sorbe ve ardından da harika bir chocolat fondant yani dışı kek içi akışkan çikolatadan yapılmış bir nevi çikolatalı sufle .


yemeğin üzerine açıkçası kahve içmek aklıma dahi gelmedi . bir anda tüm lezzetleri silmeyi ben çok tercih etmiyorum . ancak içenlere de kesinlikle çok saygılıyım . genlde yemeğin üzerinde belli bir süre geçtikten sonra kahve bana daha lezzetli geliyor .


sonuç olarak son derece lezzetli bir akşam yemeği yedik ve ben restaurant ı sunum olarak da lezzet olarak da son derece başarılı buldum . mutlaka denenmesi gereken bir mekan ..








Küba - Foto Safari

                                                Havana Old Towm
 Havana Coco Taxi
Havana Old Town From Melia Hotel
Adalet Bakanlığı
Ernesto Che Guevera - Hasta La Victoria Siempre
Bağımsızlık Anıtı
Havana ve Puro

Puro

26 Kasım 2011 Cumartesi

Michel Roux dan oneriler

Unlulerin tercihleri

Michel roux


1941 yilinda Charolles - Saone et Loire fransa da dogan Roux , savas sonrasinda  ailesi ile Paris e yerlesmistir . Burada sarkuteri isleten ailesinin yaninda kucuk yaslardan itibaren calisan Roux 14 yasinda pastaci sefi olmustur . 

Agabeyi Albert in ardindan Londra ya yerlesen Roux , 1967 yilinda La Gavroche isimli restaurant i acmistir . Bu restaurant ingiltere nin ilk bir , iki ve akabinde uc Michelin yildizi unvani alan restaurant i olmustur . 


1972 yilinda Bray - Berkshire da waterside inn isimli restaurant Roux tarafindan lezzetseverlerin hizmetine sunulmustur . 


Gunumuze degin bircok oduller alan unlu sefin oglu da gunumuzde ayni meslegi icra etmekte ve Waterside inn restaurantini isletmektedir . 



Michel roux dan mekan onerileri 


Paris 


Le dome brasserie montparnasse bulvari uzerinde .. Michel roux buranin sehrin en iyi deniz mahsullerini yaptigini dusunuyor . Kemigi ile birlikte pisirilip , hollandaise sosuyla servis edilen kalkan baliği sefin tercihi . oncesinde de mutlaka  6 yada 9 tane istiridye yiyorum istahimi acmak icin diyor unlu sef .


Paris de en iyi brunch icin tercihi ise ritz hoteli .. Yaklasik 100 civarinda farkli yemek sunuyorlar . Lubnan yemekleri , harika salatalar , ispanyol jambonlari ,sushi .. Lezzetler arasinda gidip geliyorsunuz .. Paris te o kadar cok bistrot varken neden ritz i tercih ediyor diye dusunmek gerekli ! diye de tamamliyor Fransa daki tercihlerini .


İsvicre 

Eger konu cenevre ise , hotel de la paix icinde bulunan Vertig'O restaurant .. Pencere kenarinda bir masa ayirtip yada alip nehir manzarasi esliginde yemek yemek .. Ozellikle sefin yaptigi lezzetli ve karamelli ekmekler cok guzel . Renkleri kahverengi ve isirinca icleri lezzetli ve yumusak ...

İngiltere

Benim tercihim Londra nin icinde degil ama disinda bir yer . Heatrow havalimanina yakin . bray dan ( kendi  restauranti Waterside İnn in oldugu kasaba ) yaklasik 20 dk suruyor . london Hong Kong isimli Harika bir cin restauranti . Agizda dagilan muhtesem dim sum lar icin bile gitmeye deger . Kesinlikle onemli bir kriter var ki burayi secmemde , yuzde seksen oraninda musterisi cinlilerden olusuyor ve bu da dogru bir adreste oldugumu gosteriyor . 

Amerika Birlesik Devletleri 

Newyork da ise ilk adresim unlu sef thomas keller in Per Se isimli mekani . Dunyadaki iki ve uc yildizli michelin restaurantlarinin tumunde yemek yedim  . Ama burasi kesinlille en iyisi . Mutfakta en az sizin kadar iyi ve mukemmeliyetci birinin oldugunu bilmek size sonsuz bir guven sagliyor ve damaginizi sefin ellerine birakiyorsunuz . 
Www.perseny.com

24 Kasım 2011 Perşembe

Au Bon Coin Pattaya

Son yillarda Thailand in sayfiye mekanlarinda
biri olan Pattaya da hizli bir devinim soz konusu . Bunu hem yeni insa edilen bina ve otellerde , hem de gelen ziyaretcilerin profilinden kolayca anlayabiliyorsunuz .

Yillar onceydi bu sehre ilk gelisim . Saniyorum 1991 yiliydi . Ve kendi kendime neden buradayim sorusunu birkac kere sordum . Hani serde gezmek , gormek , not almak ve dostlarla paylasmak var ya , o sebepten kendimi dizginleyip biraz daha ne var buralarda diye bakindim durdum . O zamanlar pattaya da bulunan yabanci sayisi oldukca azdi ve o zaman gelenler bugun Pattaya da en iyi mekanlarin sahipleri oldular .

Sahil yolu uzerinde bulunan koskoca bahcesiyle unlu Trattoria Toscana nin sahibi Luca bunlardan biri ornegin . Gece gun birlikte ogle yemegi yedik ve bana Bangkok da yasanan sel felaketi sonrasinda insanlarin su sikintisi cektigini , restaurantlarin malzeme tedarik etmekte zorlandiklarini anlatti . Kendisi pattaya nin biraz disinda bir ciftlik kurdu ve burada kendi malzemesini ve av hayvanlarini uretiyor . Yaklasik 20 yildan beri artik Pattaya li olan Luca , kendisi gibi sef olan bir Tayland li ile evli ve mutfak esine emanet .

Bir digeri ise yine sahilde Walking street e yakin bir yerde olan Hopf isimli mekanin sahibi olan Enzo . Sanirim o da yirmi yili askin bir suredir orada . Kendi biralarini ureten mekanda harika muzik dinleyebilirsiniz ve ozellikle Enzo nun sahne aldigi zamanlar bu harika muzik sanirim bir kat daha lezzet veriyor insana . Mekanin yemekleri icin ayni seyi soyleyemeyecegim zira bana biraz standart geldi . sunum , servis ve ambiyans acikcasi cok iddiali diyemeyecegim . Sanirim her aksam saat 2200-2300 arasi Enzo kendi mekaninda sahneye cikiyor . 70 ve 80 li yillarin İtalyanca ve İngilizce sarkilarini dinlemek icin bence tek adres .

Bir de yazimizin basligi olan Au Bon Coin va Pattaya da . Bu mekan kesinlikle lezzet pesinde olan dostlarin gidip gormesi gereken bir yer . Oyle bir havasi var ki , sanki beni bilen , anlayan ve takdir eden gelsin , gelmeyenin de cani sag olsun der gibi . Sahibi olan Fransiz 19 senedir Pattaya da yasiyor . Burasi Pattaya dan Jomtien sahiline giderken gecilen tepenin ara sokaklarindan birinde bulunuyor . İki katli bir ev burasi . Mekana girerken sol tarafta bulunan mutfagin yanindan geciyorsunuz . Menu basit bir A4 kagida basilmis ve anlasilan siklikla degisiyor . Fransaiz ve dnya saraplarindan tadabilir yada Fransa da oldugu gibi lezzetli bir kac sarabi karaf icinde siparis edebilirsiniz . Ben Cotes du Rhone denedim ve oldukca lezzetli buldum .

Yemek agirlikli olarak Fransiz ve Thai etkilesimli . Fransizlarin yemeklerine yansimis snob bir hava tayland in sicak aromali lezzet.eri ile birlesmis . Baslangic olarak gelen salyangozlar oldukca lezzetli idi . Akabinde gelen et ise tam arzu edilen lezzet ve yumusaklikta sunulmustu .

Mekana daha cok yabancila geliyor . Bana burayi Amari Orchid otelinin genel muduru David tavsiye etti ve sagolsun rezervasyonumuzu da kendisi yapti .


Web sayfasina bakinca bu restaurant hakkindaki olumsuz dusuncelerim , yemek sonrasinda son derece olumlu bir hal aldi ve bunun icin David e defalarca tesekkur ettim . Bu mekanda yemek yemek istiyorsaniz mutlaka onceden rezervasyon yapmanizi oneririm . Sali ve carsamba aksamlari kapali olan restaurant yaklasik 40 kisi kapasiteli .

Telefon ve fax numarasi 038 364 542

web adresi ise www.auboncoinpattaya.com

Bu arada au bon coin , iyi bir kosede demek .. Gercekten iyi bir sicak mekanda oldugnuz hissiyatina kapilacaksiniz .

20 Kasım 2011 Pazar

Buzdan bir sanat 

Serin dokunuslar ve sanatcilar bir araya gelince buzdan sanat eserleri yaratmak isten bile degil ..

Onumuzdeki donemde yolumuz dusmusken enteresan bir seyler gorebilirmiyiz derseniz , iste size bazi oneriler . Malum havalar soguk , kar yagmaya basladi ve kayak sezonu cok yakinda acilacak . 

Haliyle soguk destinasyonlarda da festivaller yolda .. 

Acilis İce Sculpture Grand Prix of Russia ile olacak .. 7 - 18 aralik tarihleri arasinda Yakutsk , Moskova veya St Petersburg a yolunuz duserse mutlaka gorun derim . Www.icestudio.ru 

Rusya yi takiben Cin de Harbin uluslararasi buz ve kar heykel festivali  ( Harbin İnternational İce and Snow Sculpture Festival ) 5 ocak 2012 de baslayacak .. Www.isharbin.com

13 ocak 2012 de ayni anda iki yerde birden festivaller basliyor .. cin de İschgl kentinde shapes in white ( www.ischgl.com ) ve londra da London İce Sculpting Festival  ( www.londonicesculptingfestival.co.uk)

2012 yilinin kapanisi ise Alaska daki unlu dunya sampiyonasi ile olacak . Alaska World İce Art Championships 28 subat 2012 de yapilacak ve hazirliklar son hizla devam ediyor . (www.icealaska.com)

17 Kasım 2011 Perşembe

Baharat kokulu bangkok

Bu sefer bangkok a gelirken aklimda bazi acabalar vardi . Televizyonlar ve uluslararasi basin 2011 sonbaharinda tayland a yagan muson yagmurlari sebebiyle sehrin buyuk kisminin sular altinda kaldigini bildiriyordu . Bangkok da yasayan dostlarim ise sehrin 200 km kadar kuzeyinde sel oldugunu ancak bangkok un icerisinde herhangi bir sorun olmadigini soylemislerdi .
Bangkok a indigimde yazilanlarin dogru olmadigini en azindan sehir icinde herhangi bir tehlike olmadigini gordum .

Dogunun venedigi adi verilen bu sehir , ya cok sevilir yada buradan nefret edilir . Bangkok u ziyaret etmek icin cok cesur olmaya hic gerek yok . 1980 li yillarda buraya gelen turistler ulkede hakim olan keskin soya yagi , lemon grass ve coriander ( kisnis ) kokulari sebebiyle Bangkok a gitmeyin hicbir sey yiyemezsiniz , zira cok kotu kokuyor yaftasini yapistirmislar . Ancak gunumuzde bangkok hem teknolojinin , hem luksun hem de ayni oranda gercek uzakdogu otantizminin yasanacagi yegane guneydogu asya sehirleriden biri .

Burayi gezmek , yemek yedikce daha guzel oluyor bence .. Thai mutfagi gunumuzde en az bizim mutfagimiz kadar uluslararasi arenada une sahip durumda . Bu mutfaktan bahsederken kraliyet mutfagindan geldigini yada etkilendigini de soylemekte fayda var , zira tayland 1782 yilindan bu yana Siam kralligi idaresinde ve su an basta olan 9.Rama halkin en sevdigi ve saygi duydugu kisilerin birinci sirasinda yer aliyor .Siam kralligi , gercek thai mutfagina lezzetlerin karistirilmasi ve bu bu karistirilmis zit tatlarin ayni tabakta sunulmasina on ayak olmus .

Bu mutfak hakkindaki en yaygin yanlis bilgi , thai mutfaginin sadece pirinc pilavi temeline dayandigi ve sadece buharda pismis pilav yenildigi bilgisidir herhalde . Zira pilav thai mutfaginda sadece bir arac yani tamamlayici unsur olarak gorulebilir . Ulke genelinde ekmek neredeyse hic tuketilmediginden insanlar genellikle yemeklerin yaninda buharda pismis pilav yiyorlar . Ayni zamanda pirinc yada yumurta ile yapilmis bir nevi makarna olan noodle lari da unutmamak gerekli .

Chili biberlerinin ( kucuk kirmizi yada yesil aci biber ) zencefilin , kisnisin balik soslari ve meyve ozunden yapilmis soslarla yeniden tatlandirildigi bu mutfagin en unlu yemeklerinden biri , pirinc noodle ile yapilmis deniz mahsullu pad thai adi verilen yemek diye dusunuyorum .
Bunun yani sira bol baharatli deniz mahsulleri corbasi olan tom yam soup kesinlikle denenmesi gereken bir lezzet .. Eger cok aci yemekten cekiniyorsaniz siparis esnasinda bunu belirtmekte fayda var ..

Hindistan cevizi sutunun tatlari baglayici , aciyi daha da disari cikartan ve belirginlestiren ozelligi sayesinde bu mutfakta bolca kullanildigini mutlaka belirtmek gerekir . Zira biz turklerin hindistan cevizi sutuyle tanismasi ulkemiz sut ureticilerinin 1980 sonrasinda urettikleri cikolatali , muzlu ve hindistan cevizli sutlerle oldugundan , tayland mutfaginda kullanilan hindistan cevizi sutunun daha ayri bir lezzete sahip oldugunu bastan soylemekte fayda var .

Bangkok da nerede icerim derseniz , bence bu mutfagi ilk defa denemek isteyenler , otel restaurantlarinda yada taninmis mekanlarda denemeliler . Shangri la otelin icindeki salathip restaurant , sukho thai otelindeki celadon restaurant yada dunyada farkli sehirlerde subeleri olan Blue Elephant Restaurant bu konuda oldukca iddiali .. Cok lezzetli yemekler tadacaginizdan kesinlikle emin olabilirsiniz . Bangkok da lokal mutfak ayni zamanda ulke sartlari gozonunde bulundurularak ve insanlarin evlerinde cok fazla yemek pisirmedigini dusunerek sokaklardaki yemek saticilari etrafinda yogunlasmis vaziyette . Street food denilen bu kultur dunyanin bircok yerinde gelismis olsa da en fazla uzakdogu ve cin de goruluyor .