19 Haziran 2013 Çarşamba

Şampanya ve Sosis - Dahası olabilir mi ???

Bubbledogs
70 Charlotte Street, London W1T 4QG

Hani bakıldığı zaman dünya yada ulusal mutfaklarda bazı eşleşmeler vardır . İlk aklımıza gelenler , kuru - pilav , peynir - zeytin , yağ - bal , yada daha ileri taşırsak peynir - şarap , şampanya - havyar gibi ...

Bazı şeylerde vardır ki birbirleriyle hiç eşleşmez . Örneğin margarin - yumurta ( ben bu eşleşmeyi askerde kahvaltıda görmüştüm ve mutfak onbaşısını görünce tebrik etmiştim yaratıcılığından dolayı )) , sosisli sandviç - şampanya gibi ... 

Londra bu eşleşmelerden Şampanya - Hot Dog olanı Bubbledogs isimli mekanda çok da güzel eşleştirmiş ve mekandan Charlotte Street e kuyruklar uzanır hale getirmiş . Açıkçası başkası söylese inanmazdım ama bu yaratıcılıktan ötürü de tebrik etmek lazım diye düşünüyorum .

Mekan kesinlikle karakteri olan bir yer ve yaratıcılık konseptte olduğu kadar menüye ve iç atmosfere de yansımış durumda . Bence Londra' yı ziyaret eden herkes mutlaka bir defa uğramalı . Ağırlıklı olarak tuğla , ahşap kombinasyonundan oluşmuş olan Bubbledogs , restaurant dan ziyade daha çok bir bar havasında . 





Oldukça zengin bir şampanya listesinden , son derece yaratıcı bir sosisli sandviç menüsüne uzanan bir yolculuğa çıkar gibisiniz .

Kişisel önerim minimum 2 farklı sosisli sandviç alın ( eğer çok açsanız korkmayın 3 alın ) ve yanına tatlı patates kızartması ile tabağı tamamlayın .

Dediğim gibi yaratıcılık menüde de var , örneğin Trishna Dog (nane , mango , chutney ve kişniş ) ,  Jose (Salsa, avokado, ekşi krema ve jalapenos biberi turşusu ) , New Yorker (ızgara  sauerkraut).

Herkesin çok aşina olmadığı bazı kelimeler kullanınca da açıklama yapmak zorunda hissettim kendimi . 

Chutney bir çeşit Doğu Hindistan turşusudur . Mango , incir , elma soğan şeftali gibi bir çok ana malzeme ile çeşitli baharatlar kullanılarak özellikle kırmızı veya tavuk etlerle servis edilen harika bir sostur . Et tavuk ve balık gibi yemeklerin yanında da harika gider . 

Sauerkraut , almanca "ekşi" anlamına gelen "saur" ve "sebze, lahana" anlamlarına gelen "kraut" kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş olup, bu almanca kelime ingilizce'de de kullanılmaktadır. Sauerkraut temelinde lahana tursusu.. Ama laktik asitle fermante olmus lahana tursusu. İnce kıyılan lahana bol sirke ile birleştirilerek hazırlanıyor ve yemeklerin yanında sos olarak sunuluyor .


Eğer mekana gittiğinizde sıra beklemek istemiyorsanız , o halde sizin gibi 5 arkadaşınızı daha bulup , restaurant da masa rezervasyonu yaptırmanızı öneririm . 6 kişi ve üzerine mekan rezervasyon kabul ediyor 



http://www.bubbledogs.co.uk/




17 Haziran 2013 Pazartesi

Londra da kaçırılmaması gereken lezzet mekanları II

Londra nin en yeni mekanlari serisine bugun de devam ediyoruz . Gecen seferki yazinda size Londra'da yeni acilmis olan Rus Lokantasi ve lezzetlerinden bahsetmistim . Gelen e maillerde yazdiklariniz beni cok mutlu etti ve Londra'da yeni acilan mekanlari yazimin devamini hemen one aldim .

Ne de olsa yaz geldi ve okullarin tatil olmasiyla beraber , dil egitimi almak icin cocuklarini Ingiltere'ye gonderen veliler hem alisveris yapmak hem de yeni yerleri deneyimlemek adina Londra birkac gunluk molalar verecekler . 

O zaman hic durmadan bu seriye devam edelim ..

STK

ME London Hotel, 336-337 The Strand, Covent Garden, London WC2R 1HA

Sonunda , New York un en iyi mekanlarindan birisi de Londra'ya geldi .  Trendy bir bar , ust duzey  bir musteri kitlesi  , harika kokteyllerden olusan menu , son derece basarili DJ'ler ... Bu modern American Steakhouse , bence sehir icinde eglenmek isteyen insanlar icin harika bir alternatif olusturdu .

Eger baligi cig yemekten rahatsiz olmazsaniz , Tuna Tartare ( ton baligi ) , armut ve hindiba ile hazirlanmis salata ve deniz kabuklularindan hazirlanmis bisque ( bir nevi koyu kivamli corba ) bence denenmesi gereken yemeklerden sayilabilir .

Et yemekten hoslananlar icin ise bence Londra' nin kesinlikle iyi mekanlarindan birisi .. Ozellikle etin yaninda sunulan siyah Truffle mantarindan tutun ,  STK ' nin kendi yapimi soslari bence denenmeli .


STK - LONDON

Et sever kisilerin seslerini duyabiliyorum ve ben de Fransiz mutfagindaki sos kullanimi haricinde Amerikan mutfaginda bu tip soslarin yemegin yaninda sunulmasini kesinlikle tavsiye ediyorum . Oncelikle etin ciplak olarak tadina bakilmali , marinesi , biberi ve tuzu damakta tartilmali .. Sonrasinda yumusakligi ve agiz , damak , dil surecinde biraktigi tat degerlendirilmeli , ardindan da yaninda servis edilen soslar ile farkli bir lezzet yolculuguna cikilmali  .

Kisisel uyarim , mekan et gibi klasiklesmis lezzetleri modern ortamda sunuyor ve hatta modern steakhouse ve sik bir lounge denilebilir . Mekanlarin atmosferine takilanlar icin dikkat edilmesi gerekebilir . Bazisi sadece lezzet bazisi da hem dekorasyon hem de lezzet pesinde olabiliyor

http://togrp.com/togrp-stk-london/about/

Buddha Bar
145 Knightsbridge, London SW1X 7PA



Buddha Bar ın Londra'da ikinci denemesi ve sanırım bu kez kesinlikle işi başardılar . Paris'den Dubai'ye tüm Buddha Bar larda olduğu üzere , Asya mutfağı ö harika kokteyller ve zengin bir şarap listesi eşliğinde son derece eklektik bir ortamda sunuluyor . Sonrası malum club ortamı ve DJ müziği ..

Menüde mutlaka denenmesi gerekenlere gelince  , artık bir Buddha Bar klasiği olan sushi ve sashimi seçenekleri ki ben sashimilerini oldukça beğeniyorum , ( Kimileri sashimi restaurant da sunulmadan mutlaka bir gün dinlendirilmeli dese de burada günlük balıktan hazırlanıyor ve bakteri üreme oranını minimum a indiriyorlar )  Kaz ciğerli gyoza ( çin mantısı ve mutlaka denenmeli ) ve tavada kızartılmış levrek .

Clubun iddialı olduğunu söylediği içkilerden ise Lychee marniti denenebilir . Lychee bir uzakdoğu meyvesi olup asıl kökeni güney Çin 'dir . Türkçe'de Liçi olarak da geçen meyve Temmuz ve Ekim ayları arasında olgunlaşır ve toplanır . Zamanında Çin'de Kral Meyvesi olarak da anılan Liçi , halktan vergi olarak toplanırmış . C vitamini zengini olan bu meyvenin kırmızı ince kabuğu vardır ve kolay soyulur . İçerisinde üzüme benzer sulu yumuşak kısım çıkar ve bu kısmı yenilir . İçerisinde bulunan çekirdek yenmez ve hafif zehirlidir .

Buddha Bar'ın hikayesi 

1996 yılı Eylül ayında Raymond Visan tarafından açılan kurulan Buddha Bar ın hizmet felsefesi , dünya tarafından tanınan , en üst seviyede kaliteyi ve stili benimsemiş müşteri çevresine uzakdoğu mutfaklarını Restaurant , bar ve lounge ortamında sunmak olmuştur .

Açılan ilk mekan Paris'de Madeleine ile Concorde meydanları arasında bulunan 8/12 Rue Boissy d'Anglas, 75008 adresindeki restaurantdır .

Buddha Bar dizayn ve atmosfer olarak patronu Raymond Visan 'ın uzakdoğu seyahatlerinden edindiği etkileşimleri yansıtır ve dünyada ilk defa Kolonial fusion'u barok ve doğu - batı stili ile birleştiren mekandır . Asya tapınakları , sömürgeci Portekiz koloniyal tarzı , Çin ve Japon mimari öğeleri bu tarzı oluşturmaktadır .


Asya egzotizmi ile yola çıkan Visan , sonrasında tüm hislere hitap edecek şekilde , mistik dekorasyonunu DJ lerinin seçkin Hint , Oriental , Arap , Vietnam ve Yunan ezgileri ile birleştirmiştir . Bu şekliyle dünyanın farklı yerlerinde oldukça tanınan bir marka yaratmış oldu . 

Buddha-Bar London 145 Knightsbridge adresinde İngiliz aristokrasisini ,  Mayfair, Knightsbridge, Kensington, the City ve çevresindeki iş adamlarını , alışverişe tutkunlarını ve Londra sosyeteysini hedeflemektedir . 




118 Piccadilly, Mayfair, London W1J 7NW


Coya , ünlü işletmeci Arjun Waney tarafından , açıldığı an itibarı ile şehrin en popüler Larin Amerika ve özellikle Peru mutfağını Londra halkına sunan bir mekan . Arjun Waley , Zuma , Roka ve Londra'nın en popüler Private Club lerinden Arts Club ın arkasındaki isim ve İngiltere de oldukça tanınan bir işletmeci .

Mekan 3 bölümden oluşuyor ve içeride Peru'nun Cusco - Coya ruhunu hissedebiliyorsunuz .

The Main Dining Room
Ceviche Bar
The Che's table

Eger sefin masası isimli bölümde yemek istiyorsanız 10 kişilik bir grup olmanız ve önceden mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor .


The Chef's Table Coya London

Eger rezervasyonsuz giderseniz , sizi ya ana bölüme yada Ceviche Bar a alıyorlar . Ceviche bar da da sefin yemekleri hazırlamasını görebilirsiniz .


The Main Dining Room - Coya London


Sefler bence bu mekanda sadece kabiliyelerini değil , ruhlarını da yemeğe katarak son derece eğlenceli bir ortamda muhteşem lezzetler çıkartıyorlar . Mekanın baş aşçısı Sanjay Dwivedi , Coya'nın menüsünü oluşturmak için sık sık Güney Amerika'ya seyahat ediyor ve yeni tatları menüye hemen adapte ediyor . Bakıldığı zaman Peru'da herhangi bir mekanda yiyebileceğiniz bu tatları son derece modern ve şık bir atmosferde Londra'nın üst düzey kitlesine sunuyorlar .

Benim restaurant da favorim Ceviche Bar . Mekanda yemek yerken canlı Latin müziği çalıyor ve sıklıkla değişen canlı performanslar var .

Eğer daha önce Peru lokantasına gitmediyseniz , denemeniz gerekenler var .. Öncelikle Pisco içmeniz gerekli .  Çok otantik bir  içecek olan Pisco  Peru ve Şili'nin ulusal içkisidir ve bu 2 ülkenin şarap bölgelerinden gelen bir üzüm brendy sidir Yaklaşık 400 yıllık tarihi olan bu içecek ,  saf damıtılmış üzüm suyu olan piscodan elde edilir ve 1 litresi için 6 ile 7 kilo üzüm kullanılır. Tek malzemesi "pisco üzümü" olarak da bilinen sekiz değişik üzüm türünden elde edilmiş fermente üzüm posasıdır. Pisco üretimi için başlıca olarak muskat üzümü (Moscatel) kullanılır. Pisco Sour, pisco temeline dayanan bilindik bir kokteyldir. Bununla beraber cola ile karışımına Piscola adı verilir ve mekanda bu tip kokteylerde deneyebilirsiniz . 
Pisco adının kökeni tartışmalıdır. Bir teoriye göre sözcük Quechua dilinden gelir ki burada "uçan kuş" anlamındadır. Peru sahilinde bugunkü Pisco şehri, çevresinin kuşlar açısından zengin olması sebebiye İnkalarca "Pisko" olarak adlandırılır. Bu bölgede alkollü içecekleri muhafaza eden çeşitli yüksek kaliteli fıçılar üretilirdi. Bunlar, bölgeye dayanarak Pisko ya da Pisquillo olarak nitelenirdi. Fıçılar İspanyollar tarafından Güney AmerikaPasifik sahili boyunca üzüm brendisi depolamada kullanıldı. Üzüm brendisi daha sonra fıçıların adını alır.
Diğer bir teori, ismin liman şehri Pisco’dan türediğidir. Buradan Güney Amerika’nın üzüm ürünlerinim ağılıklı kısmı Avrupa için gemilere yüklenirdi. Buradaki taşıma kaplarında "de Piscu" yazıyordu ki sözcük sonradan İspanyollarca bu içki için dönüştürülmüştür.
Son olarak pisco içmenin keyfi ile insanın aynen öyle hissettiği iddiasıyla, sözcük doğrudan Quechua "uçan kuş" sözcüğü olduğudur.
Denenmesi gereken diğer bir lezzet ise , yanımın yukarısında da favorim diye bahsettiğim Ceviche . Ceviche , Latin Amerika'nin baska yerlerinde de yapilmakla birlikte, cikis yeri olan Peru'nun milli yemegi sayilabilecek bir yemektir. 
Baligin veya diger deniz urunlerinin narenciye (agirlikli olarak da misket limonu) suyuyla marine edilmesi, isiya gerek olmaksizin, sudaki asitle pismesine dayanir. Kelime , İspanyolca'da " V " ile " B " harflerinin sıklıkla birbiri yerine kullanılması sebebiyle  " cebiche " diye de söylenir .

Cevichenin tek malzemesi balik ve limon suyu degildir elbette. Aci biberden ( küçük kırmızı şili biberi ) ,  taze kisnise , yesil sogandan sarimsaga akla gelen ve deniz urunune yakisacak cesitli malzemeler katilabilir . Özellikle taze kişniş bizim Türk mutfağında çok fazla kullanmadığımız ve genelde Türk insanının damak tadına oldukça kuvvetli gelen bir ottur . Ancak Güney Amerika ve Uzakdoğu mutfaklarında hem çorbalarda hem de bu tip marine usulde hazırlanan yemeklerde tatlandırmak adına çok kullanılır .   Sonuç olarak Ceviche ' nin temeli baligin limon suyundaki asitle pismesi, seffaf cig balik halinden cikip mat bir gorunum almasidir.

Peru'da marul, haslanmis tatli patates ve misirla ,  marine edildigi suyu suzulup servis edilirken, meksika ve guatemala'da soguk bir corba gibi, kaselerde ve oldukca sulu sekilde, uzerine kiyilmis sogan ve aci biber serpilerek sunulur, yaninda mutlaka misir cipsiyle servis edilir . Şili'de de corbamsi bir formdadir ama etler didik didik edildigi icin goruntusu biraz istah kapaticidir, artik baliklardan yapilmis hissi verir, fazla baharat da kullanilmadigi icin daha az lezzetlidir. 


Baharatla ve keskin tadlarla hic arasi olmayan Arjantin'de ise ceviche bence tercih edilecek bir yemek değildir . 

Coya London

Mekanda et yemek isteyenler için Solomillo de Res ( baharatlı dana fileto - yıldız anason ve taze soğan ile lezzetlendirilmiş ) , deniz mahsülü yemek isteyenler için ise levrek yada ıstakoz öneririm . ( Lubina Chilena - Langosta ) 

Restaurant kesinlikle denenmesi gereken yerlerden biri ..



Coya London

http://www.coyarestaurant.com/


www.hurriyet.com.tr , www.facebook.com , www.youtube.com , www.e-okul.com , www.eksisozluk.com , www.milliyet.com.tr , www.google.com , antalya , bodrum , alanya , dubai , kibris


15 Haziran 2013 Cumartesi

Royal Princess gemisinin suya indirilme torenine farkli bir bakis

Duchess of Cambridge christens Royal PrincessCambridge dusesi Kate Middleton Royal Princes gemisini suya indirdi

Gemilerin , kutsanma ,vaftiz edilme yada isim verme torenleri binlerce yildan beri bir gelenek halini almistir .

Avrupa'da gemilerin suya indirilme toreni haricinde bir de vaftiz torenleri vardir . Hepimiz gemilerin kizaktan suya indirilmelerine sahit olmusuzdur . Eskiden tersanelerde yapilan ve boyutlari daha ufak sayilabilecek olan tekne ve kucuk gemiler , gunumuzde Bodrum isi guletlerin insaa edildigi tarzda kizaklara oturtulur ve yanlarindan desteklenerek ayakta durmalari saglanirdi . Haliyle de yapimi tamamlanan gemi , kucuk bir toren ile kizaktan suya dogru kaydirilarak ilk seferine cikardi .

Suya indirme toreni buyuk gemiler icin biraz daha farkli olmaktadir . Artik gunumuzun devasa gemileri tersanelerde , gemi yapim havuzlarinda yapilmakta ve iskelet suya indirilip geminin disi yuzebilir hal aldiktan sonra karaya bagli olarak ic aksami , kabinleri , restaurant ve eglence alanlari bir Lego mantigi ile monte edilmektedir .

Ancak yapimi ne sekilde olursa olsun , geminin kutsanmasi yada vaftiz edilmesi toreni hala belli ritueller cercevesinde devam etmektedir .
 
Degisik kultur ve topluluklara baktigimiz zaman , bu torenler hep geminin yaninda ve etrafinda gerceklestirilmis ve o cografyadaki inanisa gore ucundan kosesinden toprulenmis , yuvarlatilmis gibi gorunse de amac o geminin dogumunu gerceklestirmek ve tanrinin o geminin personeli ve yolcularini korumasi icin temennide bulunmaktan ibarettir .

Isim verme torenlerinde en onemli unsur ise , secilen kisi yani gemiyi kutsayacak olan vaftiz anasidir . 19 yy dan bu yana bu kisiler genellikle toplum tarafindan kabul gormus ve bu onuru kabul edebilecek guce sahip kisiler olmustur .  

Inanisa gore , her ne kadar sembolik de olsa vaftiz anasinin geminin patronu , sponsoru ve tum seyir hayati boyunca gemiye ruhunu verecek kisi oldugu soylenir .

Princess Cruises firmasi icin tarih boyunca gemilerinin vaftiz analarina bakarsak bu ritueli ne kadar onemsediklerini gorebiliriz .

Iclerinden bazilari 1984 de suya indirilen ilk Royal Princess gemisinin vaftiz anasi Prenses Diana       ( Royal Princess gemisinin ikinci defa insa edilip suya indirilmesini de gelini yapmistir ) , Audrey Hepburn, Sophia Loren, Eski Basbakan  Margaret Thatcher ve Olivia de Havilland ' dir

13 Haziran 2013 tarihinde Princess Cruise firmasinin en yeni gemisinin vaftiz edilme toreni vardi . Bu toren belli ritueller iceren ve yuzyillardir neredeyse hic degismeden yapilan bir toren . Eminim ki cok az kisi bir geminin ilk seferinde seyir etmis yada geminin bizdeki adiyla suya indirilme , Avrupalilar tarafindaki adiyla da vaftiz torenine katilmistir .




Southampton ' da gerceklesen bu muhtesem torende , Cambridge Dusesi Kate Middleton yeni Royal Princess gemisini adlandirdi ( gemiye Royal Princess adini resmi olarak vermis oldu ) ve bir kurdeleyi keserek , geminin govdesinde sampanya sisesini parcaladi   .

Adlandirma platormunda dusesin yaninda geminin kaptani Tony Draper da oldugu halde , Duses " bu gemiye Royal Princess adini veriyorum , tanri gemiyi ve onunla seyahat edenleri korusun " diyerek ipi kesmistir .

Ipi kestigi zaman , ucuna bagli olan  " Nebuchadnezzar " boyutundaki Moët & Chandon sampanya sisesi kirildi ve gemi dunyanin en buyuk gemi filosuna sahip olan Princess Cruises ailesine resmen katilmis oldu .

Genel olarak buraya kadar baktigimizda , hicbirimizin cok fazla ilginc buldugu nokta olmayabilir . Ancak geminin vaftiz edilerek adinin verilmesi  aslinda bizim de yuzyillardan beri asina oldugumuz bir gelenegi karsimiza cikartiyor . Bunun ismi baska inanislarda vaftiz , kutsanma vs olsa da , bizde de yeni dogan bebeklerin kulagina ezan okunarak isminin  fisildanmasi , o bebege resmi olarak adinin verilmesi ile ayni mantikta yapilmaktadir .

Gemilerin adlandirma torenleri binlerce yildan beri dunyanin her yerinde yapilmaktadir . 

Yukarida bahsi gecen bir diger kelime ise bircok kisinin Matrix isimli filmden duymus olabilecegi , bazilarinin ise hic duymadigi Nebuchadnezzar kelimesidir . Bunu Turkce yazarsak Nebukadnezar da diyebiliriz . Nebuchadnezzar 2. Babil kralidir . Aslinda kelime Nebuchad ve Nezzar olarak bolunmektedir .

Nabukad , Babil'lilerde devlet başkanlığı unvanıdır. Nezzar ise kisinin yani kralin ismidir. 6 tane olduğu sanılan nabukadnezzarlardan en bilineni nabukad 2. nezzar'dır. Kuran'da anlatılan Hz. Ibrahim kıssasında adı geçen Nemrud ile aynı kişi olduğunu söyleyenler vardır. Islam inanışında anlatılan bir hikayeye göre Nemrud Allah'ı görmek için bir kule yaptırarak göğe çıkmaya karar verir. Bu kuleninde babilin kulesi olduğu iddia edilir.

Nebuchad in esinin adi Amytis yada diger bir deyisle Semiramis dir .

Nebuchad 2. Nezzar , Babil krallari icerisinde en guclu ve kuvvetli olan kral olup , dunyanin 7 harikasindan biri olan Babil'in asma bahceleri ve gunumuzde bir reproduksiyonunu Berlin Bergama muzesinde gorebileceginiz Ishtar Gate ( Istar Kapisi ) nin yapilmasini emir veren kraldir .

Kral yasadigi donemdeki gucu ve kudreti dolayisiyla , gunumuzde araba yarislarindan sonra veya gemilerin suya indirilme torenlerinde kullanilan 20 standart sise ( 15 lt ) boyutuna es buyuklukteki  sampanya ve sarap siseleri de bu isimle anilir  .

Nabuchadnezzar , ayni zamanda Matrix filminde Morpheus un kaptani oldugu geminin de adidir . 

Yapilan torende Princess Cruises firmasinin yonetim kurulu baskani Alan Buckelew ise Royal Princess gemisinin Ingiliz bayraginin denizlerdeki elcisi olacagini ve Cambridge dusesi Kate Middleton'un ise yeni geminin vaftiz anasi olmayi kabul etmesinin kendilerini cok onurlandirdigini soyledi .

Gelelim geminin hikayesi ve teknik detaylarina . Princess Cruises bu gemiyi 17 Subat 2010 senesinde siparis etti ve kontrata son imza 4 Mayis 2010 da atildi .

Gemi 2014 yili Haziran ayinda suya indirilecek olan Regal Princess gemisinin esi  olarak insa edildi .

Italyan gemi yapim sirketi Fincantieri nin Malfonce deki tersanelerinde yapilan gemi141 000 gross ton buyuklugunde ve 3600 yolcu kapasitelidir .

Asagida , daha yenisi yapilana kadar dunyanin en yeni gemisinin tanitim vieosunu bulabilirsiniz .
Bu gemi ile seyahat edeceklere simdiden iyi yolculuklar diyelim ..

Gemi ile ilgili daha fazla bilgi almak icin : http://www.princess.com/learn/ships/rp/index.html






14 Haziran 2013 Cuma

Condor Havayollarının Airbus A320 uçağı Münih' e inişi - Kokpit çekimi

New York ??? Sehrin en iyi Steakhouse lari ....

New York denince , bana her zaman hizli yasam , hareket , kosusturma , luks , buyuk sehir , Italyan ve Cin mahalleleri , muzikal ,  Jazz Club leri ve elbette iyi yemek gelir .

Sadece Michelin yildizi almis mekanlardan bahsetmek bu sehir icin dogru olmayacaktir . New york kendi sahsina munhasir sokak saticilarindan , unlu sandvic evlerine , Italyan - Amerikan seflerden , Amerikalilara Fransiz mutfagini sevdirmeye kendini adamis Alain Ducasse yemek imparatorluguna kadar herseyi icinde barindirir .

Amerikan mutfagi dendigi zaman , sizlerinde hemen aklina gelen steakhouse lar , aslinda baskalarinin da ilk dusundugu mekanlardir .

Bu restaurant iyi bu kotu demek , New York da biraz haksizlik yaratabilir diye dusunuyorum . Ama bazilari var ki menu icerigi , paralelinde sundugu sarap listesi , sefinin adi yada kullandigi malzemelerin hikayesi ile biraz daha one cikiyor .

Buyrun size New York da 12 adet steakhouse ... Simdilik sadece isimleri ..  Bazilarinin birden cok yerde lokantasi mevcut ama yemek kalitesi ve lezzet hepsinde ayni ..

Yakinda hepsini tek tek anlatacagim ..

1 - Peter Luger Steakhouse  http://www.peterluger.com/
2 - BLT Prime http://www.e2hospitality.com/blt-prime-new-york/
3 - Sparks Steakhouse http://sparkssteakhouse.com/
4 - Wolfgang's Steakhouse  http://wolfgangssteakhouse.net/
5 - Del Frisco's  http://delfriscos.com/
6 - Strip House  http://www.striphouse.com/
7 - Keens  http://www.keens.com/
8 - BLT Steak http://www.e2hospitality.com/blt-steak-new-york/
9 - Palm Steakhouse  http://www.thepalm.com/
10 - Morton's  http://www.mortons.com/
11 - Benjamin Steakhouse http://benjaminnyc.com/media/benjaminsteakhouse.html 
12 - The Old Homestead Steakhouse http://www.theoldhomesteadsteakhouse.com/


Sparks Steakhouse

Del Frisco's

13 Haziran 2013 Perşembe

Fransiz Rivierasinda 5 Klasik Hotel


Gecen yuzyilin parlak gizemi , unlu Amerikan yazar Scott Fitzgerald ve yasadigi donem olan Jazz Age sonrasi solmaya baslamisti .


Halbuki bu donemde , guller tas duvarlarin ve mermer tabanli bahcelere hala dokuluyor , guney Fransa'nin gorkemli gun isigi , Monet ve Cezanne in acik hava resimlerini daha guzel ve ihtisamli gosteriyordu .

Cote D'Azur o zamanlar , fildisi rengi villalari ve yemyesil yamaclariyla , kayip donem yazar ve ressamlarindan Fitzgerald , Hemingway ve Picasso gibi isimlere ,  pastoral yaz gunlerini burada gecirmeleri icin adeta davetiye cikartiyordu .

Bircok zarif otel ve villa ise , gunumuzde hala ayni isiltiyla ayaktadir ve misafirlerine Jazz Donemine geri goturur .

Iste size Guney Fransa ' da 5 adet klasiklesmis ve hikayesi olan otel ..


Her biri ayri guzel , hepsinin de ayri ayri hikayeleri var

1 - Belles Rives , Juan les Pins , Antibes

Belles Rives - Juan les Pins - Antibes
























Kahverengi ve mavi renkli terasi ile Akdeniz e bakan otel , Art Deco tarzi ve icerisinde barindirdigi Scott Fitzgerald ruhu ile musterilerine 1920 li yillari yasatmaya devam eder . Unlu yazar 1925 - 1927 yillari arasinda esi Zelda ile deniz kenarindaki bu villada yasamis ve sonrasinda bu mekan otele cevrilmistir .  Fitzgerald in unlu romani " Tender is the Night " - Geceler Tatlidir , burada yazilmistir .

Gunumuzde otel , yazarla iliskilendirdigi kutuphane ve adini tasiyan Fitzgerald Bar ile yazarin anisini yasatmaktadir . Ne buyuk bir celiskidir ki , unlu yazar tum hayatini alkol ile savasarak gecirmis ve bagimliliktan kurtulamamistir . Yazar 1940 yilinda 44 yasinda Hollywood da hayatini kaybetmistir .  

2 - Hotel du Cap Eden Roc - Antibes

Hotel Cap Eden Roc - Antibes

Krem ve beyaz renkli bu unlu sato hayatina 1869 yilinda Villa Soleil adiyla baslamistir . Doneminin mimari anlayisini yansitan bina ,  1900 lu yillarin baslarinda Guney Fransa nin en prestijli ve ihtisamli mekanlarindan biri olmus ve Grand Hotel du Cap adiyla hizmet vermistir . Unlu yazar Fitzgerald bu binayi Tender is the Night isimli romaninda , Hotel des Etrangers - Yabancilar Oteli ismiyle olumsuzlestirmistir .

1923 senesinde , trend setter Gerald ve Sara Murphy ' nin birkac oda acmak amaciyla aldiklari otel , tum donemlere adini veren , unlu bir party ve populer konaklama merkezi olmustur .

Izleyen yillarda Avrupa jet sosyetesinin , yaz aylarinda tercih ettigi , kraliyet ailelerini agirlayan ve dunyanin en zengin insanlarinin konaklamayi tercih ettigi otel gunumuzde bastan asagi , donemin ruhunu koruyarak yenilenmektedir .


3. Welcome Hotel, Villefranche-sur-Mer

Welcome Hotel - Villefranche sur Mer

Parke taslariyla kapli balikcilarin koyunun yakinindaki bu bina , 18 yy dan bu yana misafirlerini agirlamaktadir . Onceleri bir manastir olarak hizmet eden yapi sonralari balikcilarin konakladigi ucuz bir otel binasi idi .

1920 li yillara kadar Hotel de L'Univers adiyla hizmet eden otel , aristokrat Ingilizlerin soguk kis aylarinda Londra ve civarinda kalmak istemeyip , ozellikle kis tatilinde daha sicak bir bolge olmasi sebebiyle guney Fransa yi stercih etmeleri sonucu yeniden insa edilmis ve Welcome Hotel adini almistir .

En unlu konugu , sokagin karsisinda bulunan St Pierre sapelinin duvarlarini susleyen yazar / sanatci Jean Cocteau olmustur . Sanatcinin odasinda afyon icmedigi zamanlarda muhtesem tavan ve duvar kaplamalari yaptigi soylenmektedir .

The Welcome Hotel , Cocteau ' yu 2 yil sureyle ucretsiz olarak konuk etmis ve gunumuzde sanatcinin konakladigi 22 numarali oda , Cocteau nun kaprisli dokunuslariyla suslenmistir .

Otelin tum odalarindan Akdenizin maviligini gormek mumkundur .

4. Le Negresco, Nice

Hotel Negresco - Nice

Ocak 1913 yilinda acildigi gunden bu yana , Somon pembesi kubbesi ve  Akdenizin beyaz kopuklu sularina bakan sarayvari  Belle Epoque cephesi ile Negresco Nice kiyilarinin  kontrolunu elinde tutmustur .

14. Louis tarzi elegan durusu , buyuleyici ve hareketli dekorlari ile renkli Cote d'Azur kiyilarinin en renkli mimari karakteridir .

Otelin aciklanamaz en onemli ozelligi ise , 60 li yillarda Cannes Film festivali  suresince ,  unlu sanatcilar Cannes da konaklamayip , Negresco'da kalabilmek icin isimlerini yedek listelerine yazdiriyorlardi . 
 
Otelde ki Royal Salonun susleyen unlu bakara kristalinden yapilmis avize , Car II Nicolas tarafindan alinmaya calisilmis  ancak hic bir zaman alinamamistir .

  5. La Colombe d’Or, St-Paul de Vence 


La Colombe d'Or - St Paul de Vence

Rustik Provencal tarzda yapilmis bu otel , 1920 li yillarda muhtesem bahcesi ile taninan , sanatcilarin bulustugu ve takildigi bir cafe idi . Ama ne artisler !! Picasso , Matisse , Bonnard ve Dufy , bu mekanin en unlu mudavimlerindendi .

Gunumuzde otelin icerisinde paha bicilemez degerde sanat koleksiyonu bulunmaktadir , Bu kolleksiyon , Chagall , Modigliani , Leger , Calder ve Braque gibi sanatcilarin burada yedikleri yemeklere veya kaldiklari odalara karsilik odedikleri ucretlerden olusan bir koleksiyondur .

Fransiz ciftligi havasindaki dokumali  dekoru  ve odalardaki ahsap kirisli tavanlariyla kendine has bir tarzi vardir bu otelin .

Ayrica bu otelin hala anlatilan bir diger hikayesi de , unlu yazar Fitzgerald in , danci Isadora Duncan ile flort ederken , karisi Zelda nin bunu gorup tas merdivenlerden kendisini asagi firlatmasidir .

12 Haziran 2013 Çarşamba

Dunyanin en kucuk oteli Kopenhag da acildi

Hotel Central & Cafe

Kopenhag da 1 Haziran 2013 yilinda dunyanin en kucuk oteli acildi . Bu otelin sadece ve sadece 1 odasi var . Yani bakildigi zaman , dunyada yatirimcilar yalnizca para kazanmaktan ziyade hikayesi olan ve kendilerine bazi seyler ifade eden , kendilerini eskilere tasiyan ve hatiralarini canlandiran mecralara da yatirim yapabiliyorlar .

Bu kucuk evin tarihcesi 1905 yilina dayaniyor . 1905 insa edilmis olan bu ev , ikinci dunya savasina dek bir ayakkabi tamircisi olarak Kopenhag lilara hizmet verdi . 1920 yilinda binanin uzerine ikinci kat insa edildi ve ayakkabi tamircisi ust kata evini tasidi , 12 m2 lik alanda yasamaya basladi .


Evin akibeti ile alakali olarak ikinci dunya savasi sonrasi olan donem maalesef karanlik ve burada kimin yasadigi bilinmiyor .

Evin izine 1980 yilinda yeniden rastlaniyor ve mekan kuyumcu ve cafe olarak hizmet vermeye basliyor . Bina 2 yillik surecte yeniden bos kaliyor ve bu esnada binayi Jacop Kamp isimli yatirimci satin aliyor ve icini yaptirmaya basliyor . 

Yeni ev sahiplerinin , renovasyon esnasindaki tek amaci ise , Central Hotel ve Cafe yi , misafirlerin iceri girdikleri zaman , eski zamanlara goturen , dekorasyonu ve ruhu ile bunu canlandiran bir mekan yaratmak olmustur . Bu ayni zamanda iceri girdiginizde sadece eski doneme yolculuk degil ayni zamanda o ruh ile kendinizi yerel komunitenin bir parcasi olarak hissetmenizi saglamayi amaclamislar .

Ben henuz Central Hotel de  kalmadim ama yolum Danimarka ' ya ilk dustugu zaman hem bu tek odali oteli gezmek , musaitlik bulursam rezerve edip konaklamak hem de asagidaki cafe de bir kahve icmek olacaktir  .

sizin de yolunuz duserse en azindan dunyanin en kucuk otelinde kaldim yada gordum demek icin ugrayin derim ..

Central Hotel Copenhagen, Adress: Tullinsgade 1, 1610 Copenhagen

 

11 Haziran 2013 Salı

Ben olsam ne yapardim - Bali ve Singapore

Ben olsam ne yapardim serisinin Bali bolumunu Haziran ayinda yazmak aslinda biraz da gec kaldigimin bir gostergesi . Bazilari coktan valizlerini toparladi ve yola ciktilar bile ama bundan sonra gidecekler icin mutlaka iyi bir kaynak olacagini bildigim icin yine de yazmayi tercih ettim .


Balayı için ideal gibi gözüken Bali’yi sadece bu alanla sınırlamamak lazım. Bir tatilde aradığınız birçok şeyi, coğrafi bakımdan küçük ama hayatınıza katacağı güzellikler anlamında oldukça önemli olan Bali’de bulabilirsiniz.

‘Bali’ denildiği zaman çoğumuzun ilk aklına gelen lüks oteller, aromatik masajlar ve Spa keyfi, olağanüstü sahiller, kokteyller ve egzotik bir tatildir. Benim için daha çok otantik ve mistik düşünceler çağrıştırıyor. Ülke geneli Müslüman olmasına rağmen, Bali’de Hindu dini, inanışları ve yaşam tarzı çok etkilidir. Adanın her yerinde tapınak ve her gün düzenlenen ayrı bir festival/dini etkinlik görebilirsiniz.

Bu etkinliklerin birinde mutlaka rastlayacağınız ünlü Kecak Dansı kimilerine çok sıkıcı gelse de yüzyıllara dayanan felsefesi çok etkileyicidir. Bu düşünce biçimi aynı zamanda mutfaklarında, yaşam alanlarında ve evlerin dekorasyonunda da görülür. Hatta kişilik olarak biraz tembel ve miskin olmalarının altında yatan sır da budur.

BALI NE ZAMAN GEZILIR ?

Bu sorunun cevabi aslinda cok net verilememektedir . Cunku Bali , tropikal bir iklime sahip bir adadir ve ekvator cizgisinin yaklasik 6 derece guneyinde yer alir . Bu sebepten dolayi 4 mevsim yasanmadigindan , yagisli yada islak  mevsim ile kuru mevsim olarak yili ikiye bolebiliriz  . Yagisli donem Eylul ile Subat aylari arasinda olup kalan 6 ay kuru donemdir .

Yagisli donemde yagmur yagisi genelde ogleden sonra / aksam uzeri yarim ila bir saat arasinda araliksiz bir yagmur olarak yagar ve sonrasinda hava acar ve sakin gunesli bir hal alir .

Kuru donemde ise hava sicakligi birkac derece daha yuksektir ve genelde yagis hic gorulmez .

Cografi konumu geregi adada gunes her sabah 6 civarinda dogar ve aksamlari 6 civarinda batar . Gunes gorunen saatler tum yil ayni zaman araliginda seyreder .

Yillik sicaklik ortalamasini asagida bulabilirsiniz

Ay
Sicaklik Araligi
( C )
Nem Orani
Ocak
17 - 30
75%
Subat
17 -29
75%
Mart
17 - 29
70%
Nisan
17 - 31
65%
Mayis
18 - 31
65%
Haziran
19 - 31
60%
Temmuz
21 - 31
55%
Agustos
22 - 32
55%
Eylul
21 - 32
60%
Ekim
20 - 32
65%
Kasim
19 - 31
65%
Aralik
18 - 31
70%






Adanın ünlü Kecak Dansı


NASIL GİDİLİR?
Bali’ye İstanbul’dan birkaç şekilde ulaşılabilirsiniz. Bana kalırsa Singapur Hava Yolları tercih edilebilir çünkü uzun tatillerin dönüşünde, son geceyi de Singapur’da geçirip biraz alışveriş yapmak, yiyip içmek, belki biraz da Universal Stüdyoları ya da yeni açılan ünlü Marina Bay Sands Oteli’nin kumarhanesinde şansınızı denemek için fırsatınız olacaktır.
Bunun dışında Türk Hava Yolları’nın Jakarta seferiyle Endonezya’ya gidip buradan aktarma ile Bali’ye geçebilirsiniz.
Endonezya, ülkemiz vatandaşlarından vize talep ediyor ancak 25 USD karşılığı Endonezya’ya varış noktanızda pasaport polisinden satın alabiliyorsunuz.
Bali’ye vardıktan sonra, seyahat acenteniz kanalıyla rezerve ettiğiniz transfer sizi havalimanında karşılayıp otelinize bırakabilir.

NEREDE KALINIR?
Bali oteller cennetidir. En ünlü zincirlerden en basit pansiyonlara kadar her türlü konaklama imkânı mevcuttur. Eğer ilk gidişiniz ise ve tek başınıza dolaşmak sizi birazcık ürkütüyorsa, Nusa Dua bölgesinde kalmanızı öneririm. Burası, birden fazla otelin yan yana bulunduğu, sahil bölgesine giriş ve çıkışların belli kontrol noktalarından geçerek yapıldığı, kimi zamanlarda otel kartınızı göstererek giriş yapmanız gereken farklı tarzda restoran ve otantik ürünler satan mağazaların bulunduğu turistik bir bölgedir. 

Nusa Dua Sahili
Türk ziyaretçiler konaklama için genellikle eski Hilton Bali, şimdiki adıyla Ayodya Resort Otel’i tercih ederler. Bu bölgedeki oteller benzer mimariye sahip olup, geniş ve açık lobileri, büyük odalar ve güler yüzlü personeli ile herkese mutlu bir tatil yaşatırlar. Bu bölgede daha çok deniz tatiline gidenler ya da çocukları ile seyahat edenler konaklar.
Eğer Nusa Dua bölgesi size turistik geliyorsa ve daha lüks mekânlar peşindeyseniz, Bulgari Otel, Four Seasons, Ritz ya da Intercontinental Otel’i tercih edebilirsiniz.

 
Bulgari Otel
Benim önerim, bazı turistik mekânlara uzak olsa da kesinlikle Seminyak tarafı olacaktır. Kendine has bir tarzı bulunan bu bölge, yerel ve yabancı tasarım mağazaları, restoranları, Nusa Dua ya da Kuta bölgeleri gibi üst üste olmayan otelleri ile daha rafine lezzetler peşinde koşanlar için ideal bir seçimdir.


Seminyak’ta yer alan bir resort’un sahili
Ben Olsam Böyle Gezerdim
Bali kültürünü anlamak ve buradaki hayatın içine girebilmek için birkaç farklı tur önerim olacak. Ne dersiniz, gezmeye başlayalım mı?
Bali’de yerel halk ulaşım için motosikleti tercih ediyor. Kendine güvenenlerdenseniz kesinlikle motor kiralamanızı tavsiye ederim. Adada yollar gidiş ve dönüş ve asfalt olarak yapılmış ancak birçok kavşak ya da dört yol ağzında yönlendirme tabelaları anlaşılmıyor. Bu yüzden mutlaka detaylı bir harita ya da GPS cihazı gerekiyor. Araç kiralamak da diğer bir alternatif, ancak yol bulmak için aynı şartlar geçerli olacaktır.
Ada, pirinç tarlaları ve taraçaların yanı sıra birçok değişik tropikal meyvenin de cenneti. Bunlardan bazıları ‘Rambutan’, ‘Mango Steen’, ‘Papaya’, ananas, ‘Salak’, ‘Lychee’, ‘Durian’ olarak sıralanabilir. Bu meyvelerin arasında muzu saymıyoruz bile. Hâlbuki adada hevenkler dolusu muza rastlamak son derece normal bir şey.

Bali’nin egzotik meyveleri

Bence tropikal meyvelerin içinden, rambutan, salak ve durian mutlaka denenmesi gereken lezzetlerdir. Durian, koku itibari ile biraz ağır olması sebebiyle otellere giremeyebilir ancak yerel bir marketten satın alıp denemenizi tavsiye ediyorum.

1. Gün-  Kendinizi Bu Egzotik Adanın Kollarına Bırakın
Seyahatinize Singapur Havayolları ile başladığınızı varsayarsak, ilk geceniz uçakta geçecektir ve akabinde Singapur’dan yapacağınız aktarmadan sonra Denpasar bağlantılı uçağınız ile Bali’ye varacaksınız. Varış saatinize göre önerim, denize girmek ve güneşlenmek olacak. Kendinizi egzotik bir adada hissetmek ve otelin plajı ya da havuzunda güneşlenmek için iyi bir fırsat. Unutmayın; bizim çok alışkın olmadığımız gel git olayı, bu ülkelerde son derece sık görülen, hatta hayatın içinde olan coğrafik bir harekettir. Genellikle otel plajlarında güneşin doğuş ve batış saati, su sıcaklığı, gel git saatleri belirtilir. Eğer yazmıyorsa da bu bilgileri resepsiyondan rahatlıkla alabilirsiniz. Deniz öğle saatlerine doğru 100–150 metre kadar geri çekilebilmekte ve akşamüzeri yeniden geri gelmektedir.
İlk aksam yemeğiniz için Sip Wine Bar Restorant’ı öneririm.
Bu mekân, Endonezya etkileri ile sunum yapan bir Fransız bistro-şarap barı. Fransız etkileşimi çok olan bir mutfağı olsa da uluslararası mutfaktan da oldukça fazla lezzete sahip. Bu mekânın sahibi olan Christian Vannequé, aslında ünlü bir şarap tadımcısı. Fransa’nın en ünlü kavlarından biri olan ve günümüzde 500.000 şişenin üzerinde şaraba sahip olan ParisdekiLa TourD’argentRestaurant’da, 20’li yaşlarında baş Sommelier (Şarap tadımcısı) olmuş ve 14 kişilik tadım ekibini birkaç yıl yönetmiş. Eğer iyi şarap içmek ve bunu içerken de lezzetin yanı sıra şarabın da hikâyesinden bir şeyler almak isterseniz işte size muhteşem bir şarap mekânı. Her ay belli şaraplarda promosyonlar yapıp misafirlerine kaliteli ve az bulunan şarapları da tattırmayı hedeflemişler. Yemeğinizi sipariş verirken mutlaka uygun şarabı da sorun derim. Ben olsam öyle yapardım :)
Sip Wine Bar
Bu mekândaki önerilerim; soğuk başlangıç olarak, bizim canavarı ile tanıdığımız Tasmanya’nın füme somunundan yapılmış, hafif Rus mutfağının etkilerini taşıyan Smoked Salmon ‘A la Royale ve bir shot soğuk vodka. Arzu edenler ve tadına bakmak isteyenler ise; orijinal tarif ile hazırlanan Sezar Salatasını deneyebilirler.
Sezar Salatası ilk olarak İtalyan asıllı bir Meksikalı olan Caesar Cardini tarafından San Diego’daki restoranında 4 Temmuz 1924 tarihinde yapılmıştır. Cardini bunu, çok fazla malzemesinin kalmadığı bir gün, elinde olan tüm malzemeleri karıştırarak hazırladığı bir tarifle yapmıştır. Günümüzde şefin yemeği, şefin salatası gibi birçok yemeğin kökeni aslında aynı prensip olup bir nevi elde ne varsa mantığına dayanmaktadır. Orijinal tarifinde hamsi parçaları (bu hafif ve tuzlu hamsi tadı normalde Worcestershire sosu eklenerek verilmişti) ve bacon parçaları içermemektedir.
Sıcak başlangıç isteyenler, salyangoz ya da Akdeniz balık çorbası deneyebilirler. Bu kadar ünlü bir Sommelier’nin sahibi olduğu mekânda Fransız usulü salyangozu gönül rahatlığı ile tadabilirsiniz. Maydanoz, sarımsak ve tereyağı ile pişirilmiş bu salyangozlar tabiri caizse lokum gibi yumuşak ve lezzetlidir.
Ana yemeklere gelince, burada seçim sizin. Ben olsam portakallı ördek (ki bu yemek Christian’ın 10 yıl çalıştığı Parisdeki La Tour D’Argent’ın spesiyalitesidir) veya muhteşem Tournedos Rossini’yi seçerdim. Menüde yer alan Steak Tartare kulağa hoş gelse de masaya gelen baharatların yumurta ve çiğ dana kıyması olduğunu hatırlatmakta fayda var. Lezzet olarak henüz ızgara edilmemiş bir köfteye benzer. Çocukluğunuzda annenizin köftesinden çiğ haliyle tattıysanız size harika bir nostalji olacaktır.
2008’de açılan bu mekânda, içeride 45 dışarıda ise 25 kişilik yer vardır. En son siparişin 22.30’da alındığı bu mekân, akşam servisine 17.30’da başlamaktadır. Bali’de akşam yemeklerinin erken saatte yendiğini bir kere daha hatırlatmakta fayda var.
2. Gün- Bali Masajı Sonrası Tapınakta Güneşin Batışını İzleme Keyfi
Bali’deki ikinci gününüzde güneşin batışına doğru, denizin üzerine inşa edilmiş bir tapınak olan ‘Tanah Lot’u mutlaka ziyaret etmelisiniz. Sabah kahvaltısından sonra biraz dinlenin, gidip bir Bali masajı yaptırın, hem saat farkını hem de yol yorgunluğunu üzerinizden atmış olun ve adayı dinç olarak gezmeye hazır hissedin.
 
Tanah Lot Tapınağı
Adanın Ubud haricindeki diğer yerlerinde, küçük ve hijyenik olmayan mekanlarda birçok masaj salonu olmasına karsın, hem kendi konforunuz hem de ulaşımı göz önünde bulundurarak (ulaşımın Bali adasında ciddi bir zaman kaybı yarattığını sakın unutmayın) masajınızı mutlaka otelinizin Spa bölümünde yaptırın. Bu hizmet her zaman dışarıdakilere göre pahalı olacaktır. Ayrıca masajı yapana 3–5 USD arası bahşiş verilmesi uygundur.


Sonrasında rehberiniz ile Tanah Lot’a gidip burayı gezmek keyifli olacaktır. Tanah Lot, deniz üzerine inşa edilmiş bir taş tapınak. Bali dilindeki anlamı “Denizin içindeki kara”. Yerli halkın hacı olmak için geldiği kutsal bir mekân iken turistler açısından mutlaka fotoğrafı çekilmesi gereken turistik bir yer. Tapınağa giden yol üzerinde onlarca hediyelik eşya satıcısı göreceksiniz.
İkinci akşam için size önerim Jimbaran sahilindeki balık restoranlarından biri olacaktır. Bu sahil, gündüzleri insanların denize girdiği, akşamları da mum ışıkları altında masaların yan yana dizilip yerli çalgıcıların masanızı ziyaret ettiği bir mekândır. Oldukça turistik gibi durmasına karşın çok lezzetli deniz mahsulü ve Uzakdoğu tatları bulabileceğiniz bir yerdir. Neredeyse tüm restoranlar aynı hizmeti ve menüyü sundukları için özellikle bir tanesini öneremiyorum.
Jimbaran Sahil/Restaurant
Bu restoranlarda eğer fiks menü alırsanız, önce balık çorbası ardından deniz mahsulleri tabağı sonrasında da meyve tabağı sipariş edebilirsiniz. Eğer deniz mahsulleri tabağınızı ıstakozlu alırsanız kişi başı yaklaşık 45 Euro, ıstakozsuz alırsanız da yaklaşık 25 Euro para ödemeniz gerekiyor. İçkiler ayrıca hesaplanıyor.
3. Gün- Kintamani Yanardağı Turu ve Bumbu Bali Restoranda Yemek Şöleni
Üçüncü günün sabahı kahvaltı sonrasında bence yapılması gereken gezi Kintamani Yanardağı turudur. Yani ben olsam öyle yapardım. Sahil şeridinden ayrılıp gerçek Bali’yi keşfetmek için en iyi fırsatlardan biri olan bu turu sakın kaçırmayın.

Kintamani Yanardağı
Önce, UNESCO tarafından Endonezya’nın milli kültürü olarak onaylanmış Batik el işçiliğinin yapıldığı atölye geziliyor. Batik isçiliği, Bali’nin en önemli gelir kaynaklarından biri olup, ürünler Uzakdoğu pazarlarında önemli yer edinmiş.
Ardından gümüş el sanatları ile meşhur Celuk Köyü ve ahşap oymacılığı ile ünlü Mas Köyü ziyaret ediliyor. Özellikle ahşap işlerine meraklıysanız burada göreceğiniz oyma isçiliği size hayatınız boyunca unutamayacağınız anılar bırakacak. Genellikle tik ağacının kullanıldığı bu atölyelerde, hem ham malzemenin hem de el isçiliğinin ne kadar ucuz olduğunu görüp aynı ürünlerin ülkemizde ne kadar pahalıya satıldığını görünce hayret edeceksiniz. Ülkemizde, Uzakdoğu felsefesinde çok önemli bir yeri olan ejderha figürlerini çok önemsemesek de, birçok ahşap ev eşyasını almak için çok iyi bir fırsat olduğunu kesinlikle unutmamalısınız. Burada üretilen ürünler tüm dünyaya ücret karşılığı kargolanıyor. Tutarı alışveriş esnasında öğrenebilirsiniz.
Bu ziyaret sonrasında Kintamani bölgesinde, Volkanik Batur Dağı ve gölü manzarası eşliğinde öğlen yemeği yeniliyor. Günümüzde aktif volkanlar arasında sayılan dağın belli dönemlerde kraterinden sadece duman çıkıyor. Yemek genellikle açık büfe şeklinde, yanardağı karşıdan gören bir mekânda veriliyor. Renkler ve kokular sizi tatmin etse de, lezzet açısından oldukça sıradan bir mekân sayılabilir.
Dönüşte Bali’ye özgü tropikal meyvelerin ve baharatların yetiştirildiği botanik bahçeleri gezintisi yapılıyor. Bu bahçelerde yerel tatları barındıran çeşitli çaylar ve Luwak Kahvesi’ni tadabilirsiniz. Geleneksel bir Bali evi ziyareti sonrasında otele dönüş yapılıyor.

Bali botanik bahçeleri
Akşam yemeği için size önerim Bumbu Bali Restaurant olacak. Hafta içerisinde Bali mutfağına ait yemek kurslarının da düzenlendiği bu mekânda, yemek çok keyiflidir ancak kesinlikle öncesinde rezervasyon yapmanız gerek. Mekânın İsviçreli sahibi Heinz von Holzen otantik Bali mutfağını, restoran, konaklama, Tanjung Benoa sahilindeki günlük yemek kursları ve profesyonel ahçılık okulu ile küçük bir lezzet imparatorluğuna çevirmiş. Bumbu Bali’de akşam yemekleri, satay ızgara, salatalar, muz yaprağına sarılmış etler ve muhteşem deniz mahsulleri ile bir şölen gibidir. Saz yaprakları ile örülmüş çatı ve tipik köy ortamı yaratılmış bahçesi ile son derece otantik olan Bumbu Bali, adanın lezzet köselerinden biridir.



Çarşamba ve cuma akşamları saat 20.00 itibari ile Bali kültüründen canlı performanslar da izleyebilirsiniz.

Rifsttafel, Hollanda sömürgeciliği döneminde Bali mutfağına girmiş bir kelimedir. Sömürgeciler, Endonezya’da çok rahat ve aristokrat bir hayat sürmekteydiler. Evlerinde hayatı kolaylaştıran ve hizmet eden birçok insan barındırıyorlardı. Yemek kültürü, Hollandalı ya da yerel halk için aynı idi. Bu kültürel etkileşim kolonicileri etkiledi ve Hollanda dilinde pirinç/pilav masası anlamına gelen Rifsttafel kelimesi böylece ortaya çıktı. Avrupa’da yemeklerin tabaklarda yenmesine karşılık, bu ülkede büyük bir pirinç tenceresi içinde, etrafında buharda pişirilmiş çeşitli et, sebze ve deniz mahsulleri ile yeniyor. Bumbu Bali, bu deneyimi yaşamanız için en ideal mekânlardan biri.

4. Gün- Ayung Nehri’nde Rafting ve Güneydoğu Asya Filleri Üzerinde Safari
Dördüncü gününüzde tam günlük öğle yemekli Rafting Turuna gitmenizi önereceğim. Araç ile yaklaşık 1,5 saat kadar süren yolculuk sonrasında,  9 kmuzunluğunda ve yaklaşık 1,5 saat süren Ayung Nehri parkurunda rafting yapmak bambaşka bir deneyim.
Öncelikle, eşyalarınızı su geçirmeyen çantaların içine koyacaksınız. Kasklarınızı takıp can yeleklerinizi giydikten sonra, küreklerinizle birlikte rafting teknenize gidecek, tekneye yön verecek kaptan/rehberiniz ile birlikte, kısa bir bilgilendirme sonrası rafting yapmaya başlayacaksınız. Büyüleyici doğal güzelliği olan Ubud Ormanlarını Ayung Nehri eteklerinden seyretmenin keyfi büyüktür. Raftingin ortalarında şelalede mola verip yüzebilirsiniz. Rafting’in ardından açık büfe öğlen yemeğinizi genellikle yerel mekânlarda verirler. Bu tip restoranlarda lezzet peşinde koşmamanızı öneririm.



Artık Bali’deki doğal cennet Ubud bölgesindesiniz. Burası Bali masajının cennetidir. Spa hizmeti veren otellerde önceden rezervasyon yaptırabilir, açık havada pirinç tarlaları içinde ya da Ayung nehrine yukarıdan bakan bir verandada masaj yaptırabilirsiniz.

Eğer masaj size çok bir şey ifade etmediyse, bugüne Elephant Safari Park’ı ekleyip fil üzerinde 15–20 dakika safari yapabilirsiniz. Sonrasında filleri besleyebilir, şovları izleyebilir ve buradaki hediyelik eşya dükkânından hem bölgeyi hem parkı anlatan kitap, dvd vs alabilirsiniz. Buradaki dükkânda, aynı zamanda parkın yavru filinin doğumunu anlatan videolar da satılmaktadır. Unutmayın ki, Güneydoğu Asya filleri Afrika fillerine göre daha küçüktürler. Filler en fazla bambuyu sever ve günde yaklaşık 250 kg kadar tüketebilirler. Safari parkı çektiğiniz fotoğraflarla anılarınızda sürekli taze kalacaktır.



Akşam yemeğinizi Metis Restoran’da almanızı öneririm. Lezzet senfonisine hoşgeldiniz ! Bali’nin keyifli pirinç tarlalarına bakan mekân benim favorilerimden.
Kafe Warisan’ın eski şefi Nicolas ‘Doudou’ Tourneville, Metis’e mutfak sanatlarındaki efsanevi kabiliyetini ve sanatçılığını, mükemmel Fransız-Akdeniz kombinasyonuyla getirdi diye düşünüyorum. Beş duyuya da hitap eden ender mekânlardan biri olan Metis, gerçekten de lezzetlerin birbiriyle dansı gibidir.
Mekân sadece restoranla sınırlı olmayıp çok şık bir barı da mevcut. Her Cuma saat 17.30- 20.00 arası muhteşem kokteylleri ve bunlara eşlik eden ücretsiz tapasları tatmak için Aperochic/Sunset Experience’a da gitmenizi öneririm. Ne de olsa hafta sonu başlıyor ve iyi karşılamak lazım :) )
Başlangıçlardan iki önerim olacak. İlki, Warm Grilled Fresh Scallops. Light Tobiko and Citrus Sauce, yani tobiko ve limon sosu ile lezzetlendirilmiş ızgara deniztarağı. Ya da kokteyller sonrası ağzımızın tadı değişsin ve geceye pişmemiş lezzetli bir aperatif ile başlayalım diyenlere önereceğim Trio of Tartare.
Çorba içmek istiyorsanız ve yeni lezzetlere açıksanız size önerim Mantar çorbası (Cêpes Cappuccino Mushroom Soup) olacaktır. Truffle yağı ile lezzetlendirilen bu çorba benim en beğendiklerim arasında yer alır.

 Metis Bali Restaurant
Eğer çorba istemiyorsanız, garanticiyseniz ve bu yüzden makarna tercih edenlerdenseniz; ya yengeçli risotto ya da deniz mahsüllü linguini (Shitake Ravioli, White Truffle Oil) denemelisiniz.
Ana yemeklerde muhteşem etler sunan bu mekânda, ya ortaya gelen 2–3 kişilik Avustralya Dana Pirzolasını (dikkat edin, 2 kişiye 1,2 kg et getiriyorlar) ya da Grilled Australian Lamb Rack-muhteşem bir kuzu bacağı veya Confit ördek bacağını önereceğim. Bu mekân Confit sosunu adada en iyi yapanlardan biridir.

5. Gün- Kecak Dansıyla Tanışma
Beşinci gününüzde en doğrusu tam gün denize girmek, konaklama yaptığınız otelin restoranında öğle vakti yerel birkaç lezzetin tadına bakmak ve güneşlenmek olacak.
Adada birçok yerde Kecak Dans performansı sergileniyor. Eğer otelinizde bu şov yapılmıyorsa resepsiyondan Uluwatu’da sergilenen dans için yer ayırtabilirsiniz. Saat 16.00’da otelden alınmanızla başlayacak tur, ortalama yarım saatlik bir yolculuk sonunda Uluwatu bölgesine varılması ile devam eder. Belinize Mayala Peştemalini (Sarong) sardıktan sonra Uluwatu’ya giriş yapıyorsunuz. Tapınağın kalbine gelmeden önce maymun ormanı içerisinden geçerek maymunların sizden yemek kapma yarışına tanık olacaksınız. Tapınağın içine girdikten sonra ise ihtişamlı Hint Okyanusunu ve70 metre yükseklikten adeta ağır çekim ile kıyıya yaklaşan okyanus dalgalarını izlemekten büyük keyif alacaksınız. Saat 18.00’de Keçak Dansını gün batımı ile birlikte izleyebilirsiniz.



Bu akşam için önerim Seminyak’a çok yakın olan Petitenget bölgesinde yer alan Sardine Restaurant. Bambu ağaçlarından yapılmış muhteşem bir mimari yapıya sahip olan bu restoranda, küçük göletler ve gerçek bambu ağaçlarıyla çevrelenmiş uçsuz bucaksız pirinç tarlalarına karşı muhteşem lezzetler tadabilirsiniz. Hatta siz yemeğinizi zevkle kaşıklarken, başınızı kaldırdığınızda tarlada çalışan yerli bir kadınla göz göze gelebilirsiniz. Yemeğinizin masanıza gelmeden önce hangi aşamalardan geçtiğini birebir görme şansınız var. Daha ne olsun!
Restoran şeflerinin Jimbaran’daki yerli balıkçılarla kurduğu dostluklar sayesinde, her gün en taze balıklara, çiftliklerde yetiştirilen sebze ve meyvelere ulaşabildiklerini de söyledikten sonra, her şeyin organik olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yok sanıyorum.


6. Gün- Singapur’u Geziyoruz
Altıncı gününüzde, sabah ya da akşam saatlerinde bir uçakla Singapur’a geçmenizi öneririm. Zira gününüzü kazanmak adına ya Bali’de kalıp deniz güneş bölümünü tamamlamak (sonuç olarak egzotik bir adaya güneş tatiline geldiniz) ya da erkenden ayrılıp günü Singapur’da kazanmak mantıklı olur.
Ben sabah saatlerini tercih ettiğimden erkenden otelinizden ayrılıp en geç 12 civarında Singapur’a varmış olmanızı öneririm. Bu uçuş yaklaşık 3 saat sürüyor. Singapur’a varışınıza istinaden rahatlıkla otelinize check-in yapabilirsiniz. Hatırlatmakta fayda var: Singapur Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Sadece Singapur’u terk edeceğiniz tarih itibarıyla 6 ay geçerli pasaportunuzun olması yeterli.
Singapur’da alışveriş yapacaksanız, Orchard Road üzerinde ya da yakınında kalmak avantajlıdır. Eğer alışveriş Singapur ziyaretinizin önemli bir parçası değilse, Mandarin Oriental veya Raffles Hotel gibi yerleri öneriyorum. Orchard Road üzerindeyseniz Hilton Singapur ideal bir seçenek olabilir. Ayrıca, St. Regis Otel de hizmet açısından son derece iddialıdır.
Bence Singapur’u gezmek için özel bir rehber ve 2 gün kalmanız yeterli olur. Afyon savaşları dönemi ve sonrasında oluşan İngiliz kolonileri, Sir Raffles’in adayı keşfi ve yerleşmesi, buralardaki hayatın hızla değişime uğraması, Britanya ve İngiliz kültürünün adanın yöneticisi olmasının hikâyeleri gerçekten çok ilginçtir.
Şehir turunda Çin Mahallesi ve Wet Market mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Genellikle seyahat acenteleri Çin mahallesine götürüp Hindu tapınağının önünde serbest bıraksa da, siz mutlaka rehberinize Wet Market’i göstermesini rica edin. Özellikle sabah saatlerinde daha keyifli olan bu çok katlı mekân, sebze meyve tezgâhlarında Uzakdoğu esintilerini yaşamak için çok keyifli bir yer. Üst katlarında ise, dünyada son dönemde çok popüler olan Street Food’un bir nevi cennetine düşmüş olacaksınız. Kesinlikle görmek ve hatta denemek gerek. Aman karnınız doymasın zira muhteşem bir Dim Sum lezzeti birazdan geliyor.
 
Wet Market
Yum cha, Çin mahallesi içinde çok otantik bir Dim Sum restoranıdır. Hem Singapur’daki Çin mahallesini biraz daha iyi yaşamak hem de sokakları gezerken kolonyal tarzda yapılmış bu binalardan birinin içine girmek bence çok keyifli. Menüsü zengin dim sumları ile Yum cha da bunlardan biridir. Ne yiyeceğiniz konusunda size mutlaka yardım ederler. Tatoi eksi sos, soya sosu ve sirkeli sos bu lezzetlere lezzet katıyor. Etli ya da deniz mahsullü olanlar gerçekten muhteşem. Özellikle karidesli ve etli olanı, içinde bulunan et suyu sebebiyle tek lokmada yemeniz gerekiyor aksi takdirde su etrafa sıçrar, aman dikkat ! Muhteşem lezzetin tanımı bunlar bence.
  
 Yum Cha’nın Dim Sum Lezzetleri
Singapur turunda mutlaka görülecek bir diğer yer ise orkide bahçeleridir. Her bir ağaç kovuğunda bu muhteşem çiçeklerin nasıl yaşadığını görmek ve ülkeyi ziyaret eden insanlar adına üretilmiş orkideleri resimlemek için harika bir fırsat. Eğer botanik ya da çiçekten hoşlanmıyorsanız boşuna gitmeyin derim çünkü Singapur tarafında zamanınız kısıtlı.
Orchard Road, adanın simgesi Aslan Merlion, Boat Quay ve Clark Quay görülmesi gereken diğer mekânlar. Denk gelirse gece şehir içinde yapılan tek F1 yarışına da bilet almanızı şiddetle öneririm.


Aslan Merlion
Tavsiye edeceğim bir diğer deneyim ise, akşam saatlerinde Raffles Otelin içinde yer alan Long Bar’a gidip Singapore Sling’ adlı içkiyi tatmanız olacak. Tadını çok beğenmesem de bu kadar ün yapmış bir kokteyl hakkında kötü konuşmamak gerekiyor, değil mi?
Bu barda yaklaşık 30 yıldır her akşam sahne alan Moodique Band son derece keyifli blues, jazz ve soft rock müzik yapıyor. Şarkıcıları Frida’nın harika bir sesi var. Bu arada otelde her gün yaklaşık 2500 adet Singapore Sling satıldığı bilgisini de vermeliyim. 
Singapur Sling
7.günün sonunda Singapur Havayolları’nın 01.50 seferiyle İstanbul’a dönüş yolculuğu başlıyor.
Turumuzun sonuna doğru size Bali mutfağını biraz daha ayrıntılı anlatmam gerektiğini hissediyorum. Ne de olsa, hiçbir yerde kolay kolay bulamayacağınız oldukça farklı lezzetleri var.

BALİ ADASI’NDA YEME-İÇME KÜLTÜRÜ

Bali Adası’nın olmazsa olmazı pirinçtir. Ada’da her yere görsel bir zenginlik katan pirinç tarlaları her masanın vazgeçilmez yemeğidir.
Nasi Goreng“, yani kızarmış pirinç anlamına gelen yemek, Bali halkının ulusal yemeğidir. Bali halkı, değişik ve özel pişirme teknikleriyle “Tanrının armağanı” olarak nitelendirdikleri yiyeceklere ayrı bir özen gösteriyor. Bali’de pirincin dışında en önemli yiyecek taze meyvelerdir.


 Nasi Goreng
Bali Adaları yemek kültürü olarak Endonezya’ya benzetilse de, yemeklerinin içine kattıkları değişik sosları ve zencefil köklerini sayesinde Endonezya mutfağından ayrışır. Özellikle, “Balinese Spice Mix” adı verilen 13 baharatın karışımı yabani zencefil, sadece Bali Adası’nda bulunduğu için, değişik aromatik tatlarla bezenmiş olan Bali yemeklerini özel kılar.
Ayrıca Bali’de, değişik bitkilerden yapılan yemeklerin tadına da bakabilirsiniz. Özellikle yemeklerde muz yaprağı gibi değişik tatlar kullanılıyor. Genel anlamda mutfak kültürlerine bakıldığında Bali yemekleri alışık olduğunuz yemeklerle aşağı yukarı aynı gibi görünebilir. En belirgin benzerlik, etli yemekleri kebap tarzında yapılıyor olmasıdır. Ancak bu benzerlik sadece şekilsel. Tadına baktığınızda değişik bir lezzetle karşı karşıya kaldığınızı hemen anlayacaksınız. Alışkın olmadığınız soslarla yapılmış olan egzotik Bali yemeklerini beğenmemeniz halinde, Kuta Plajı (Kuta Beach) ve Maymunlar Ormanı çevresinde bulabileceğiniz restoranlarda damak tadınıza uygun, alışık olduğunuz lezzetlerde yemekleri de bulabilirsiniz. Ancak yine de Bali yemeklerinin tadına bakmadan dönmeyin.

Daha fazla bilgi için bu adreslere bakmanızı öneriyorum:

Restaurantlar

Ku De Ta -www.kudeta.net
Sipwww.sip-bali.com
The Living Room -www.thelivingroom-bali.com
Sardine -www.sardinebali.com
Metis Restaurant-www.metisbali.com
Mozaic Restaurant -www.mozaic-bali.com
Sarong Restaurant -www.sarongbali.com
Bumbu Bali -www.balifoods.com

‘Peki… Yedik, içtik, gezdik ama nerede bunun eğlencesi’ diye sorduğunuzu duyabiliyorum. Adada eğlence kültürü de çok gelişmiş.

BALİ ADASI’NDA EĞLENCE KÜLTÜRÜ


Eğlence kavramınız ne olursa olsun her zevke hitap edebilecek bir yer Bali Adası.

Müziğe, dansa ve şiire çok meraklı olan yöre halkı, her bölgede ayrı bir özellik gösteren yöresel danslarıyla da gelen ziyaretçilere keyifli dakikalar yaşatabiliyor. Hinduizm inançlarına göre neredeyse her gün kutsal ilan edilmiş.

Bu kutsal festivallere örnek olarak, Galungan ve Kuningan verilebilir. Zira, tatilinizi Bali’de geçirmenizi önerdiğim bu iki ay içerisinde iki festivale de katılmanız mümkün. On gün sürecek yılın en önemli etkinliği Galungan Festivali, bu sene 29 Ağustos’ta başlıyor.  Bu festivalin kutsal anlamı, Erdemin (Dharma) Şeytana (Adharma) karşı zafer kazandığı gün olması. Bu tatilde, Hıristiyanların Noel ağacını süslemelerine benzer bir etkinlik yapılıyor. Balililer, bambu ağacından yapılan “Penjor” adlı süslemeyi evlerinin sağ tarafına asıyorlar. Bu süslemenin üzerine, taze meyve sebzeler ve çiçekler asılıyor. Bunun anlamı, şükrettikleri şeylerin hepsinin Tanrı tarafından onlara bağışlandığını bir nevi hatırlamak aslında.

 Penjor
Bu kutlu festival anısına, herkes en güzel kıyafetlerini giyiyor ve mücevherlerini takıyor. Kuningan Festivali ise, Galungan’ın 10. gününde yapılıyor. Yani Galungan’ın kapanışı denebilir. 8 Eylül’e denk gelen bu günde, ataların ruhlarını anmak için özel bir seremoni yapıyorlar. İzlemesi ilginç olabilir.


Kuningan Festivali
Bali Adası’nda yapılan bu dini kutlamalar sayesinde neredeyse hemen her gün bir karnaval havasında geçiyor.



Eğer eğlence kavramı size göre su sporları ise, tam yerindesiniz. Su altı ve su üstü sporlarının cennetindesiniz. Bali Adası’na birçok turist bu tip sportif faaliyetler için gelir. Sörf, dalış, dağcılık aklınıza gelebilecek, doğa ile iç içe olabileceğiniz her şey burada. Eğer eğlence anlayışınız; barlar, müzik ve alkollü içecekler ise, Bali Adası bu konuda da size sonsuz bir hizmet sunuyor.


Dünyaca ünlü büyük otellerin şubelerinin açılmasıyla eğlence hayatı bir hayli canlanan bu Bali’de, 24 saat süren dans, müzik ve yerel halkın rengârenk kıyafetleri ile eğlenceyi doludizgin yaşayabilirsiniz.

Eğlence, yeme-içme kültürü, egzotik sahiller, mistik tapınaklar… Bali Adası’nda yapılacak, gezilecek ve görülecek çok şey var. O zaman durmayın. Hemen yer ayırtın ve giderken mutlaka bu yazıyı yanınıza alın. 

Asla pişman olmayacaksınız.

Döndüğünüzde size başka yer tavsiyelerim de olacak